Yankeski

Hoşgör Köftecisi Haziran 23, 2012

Filed under: Uncategorized — Jülide @ 8:04 pm

Geçtiğimiz günlerde Orhan Veli’nin bir öykü kitabı yayınlandı; “Hoşgör Köftecisi”. Arka kapaktaki tanıtım yazısı şöyle:

“Orhan Veli’nin hikayeleri, 1947-50 yılları arasında Tanin gazetesi ile Seçilmiş Hikayeler ve Yaprak dergilerinde yazarın sağlığında, William Saroyan’dan ‘serbest’ olarak çevirdiği hikâyesi ise ölümünden sonra Vatan gazetesinde (1952) yayımlanmıştı. Hikâyeler ilk kez bir kitapta toplanmış ve kitaba yazarın edebiyat hakkındaki küçük ama ilginç bir konuşması da eklenmiştir. Hoşgör Köftecisi okurlarının, ‘keşke genç yaşta kaybetmeseydik de, o güzel şiirler gibi bu güzel hikâyelerden de daha çok yazsaydı” diyeceğini düşünüyoruz.”

Kitapta Orhan Veli’nin yazdığı altı öykü var. Tıpkı şiirleri gibi, sade bir dille yazılmış, sürprizi olmayan, naif öyküler bunlar. Çok sevdiğim şiirleri de olduğu için, daha çarpıcı, güçlü öyküler bekliyormuşum demek ki, tuhaf bir hayal kırıklığı yaşadım. Öte yandan, şairimiz gerçekten de, “day dreamer” dedikleri cinsten, hülyalı bir adammış, kesin! (more…)

 

MERHABA! Ekim 30, 2009

Filed under: Uncategorized — Jülide @ 11:11 pm

YankeskiBlog maceram bitmek bilmiyor! Yıllar önce blogspot’ta bir blogla başlamıştım. Blog açarken en önemli dert aslında bir isim bulmaktır, teknik meseleler iyi kötü halledilir. İlk blog maceramda, gerçekten fi tarihi denilebilecek bir tarihte, emek emek html kodlayarak kurduğum kişisel siteye verdiğim, “Seyrüsefer” adını kullandım. Sonra, blogspot yetmez oldu, hazır bir grup arkadaşım ortak bir alanda yazmaya başlamıştı; onların yanına, www.yarattik.com/seyrusefer adresine taşındım. Çok sevdiğim bu blogda oldukça uzun bir süre yazdım. Sonra, kişisel blog yapısına pek benzemeyen, apayrı bir oluşum olan Fanzinci’ye dahil oldum; Fanzinci’nin “mutantlarından” biri olarak bir köşenin sorumluluğunu üstlendim. (more…)

 

Bir Dil, Bir İnsan

Filed under: Uncategorized — Jülide @ 10:40 pm

babelGeçtiğimiz günlerde Acıbadem’den Moda’ya gitmek üzere taksiye bindim. Acelem var, gözüm saatte. Şoför kendi halinde bir adama benziyor; aslına bakarsanız konuşkan olmaması ve yerli yersiz sohbet açmaya çalışmaması, kendisi hakkında olumlu düşünmem için yeterli. Radyonun kapalı olması da iyiye işaret, çok şükür bir pop müzik şaheserine maruz kalmıyorum. Dahası, adam arabayı karşılaştığım pek çok meslektaşına göre daha sakin kullanıyor. Eh, daha ne olsun! (more…)

 

Taze

Filed under: Uncategorized — Jülide @ 10:39 pm

darkOrtalık hafiften aydınlanıyor, güneş doğmak üzere…

Rıhtım Caddesi’ni dikine kesen sokak denize koşuyor. Hava serin, güneş Haydarpaşa’ya selam ediyor uzaktan. Denizle cadde arasındaki dolmuş duraklarında hafiften bir hareketlenme var, işlerine gitmek üzere yollara dökülen insanların gözleri uykulu, herkes kendi rüyasını görüyor. Sıradan bir Kadıköy sabahı daha, her an beklenmedik heyecanlar yavrulayabilecek kadar doğurgan, her tür kargaşayı anında yatıştırabilecek kadar şifacı. Rüya görenlerin hepsi biliyor bunu.

Ucundan deniz görünen sokaktaysa insanlar kapalı perdelerinin ardında uykularının son zerrelerini yudumluyorlar. Sokaklarını gece değil gündüz kullanır onlar, çoğu zaman hayatı da…

Geceleri sokağın efendileri başkadır, hepsi bilir bunu. (more…)

 

Bir Gün Herkes Macbeth Okuyacak

Filed under: Uncategorized — Jülide @ 10:38 pm

MacbethNTV’nin çizgi roman serisi yurt sathında büyük bir heyecanla karşılandı. Öyle ki, serinin ilk kitabı olan Macbeth arka arkaya üç baskı yaparak 30 bin sattı. Meğer üç tarafı sularla çevrili güzel yurdumuz derin bir çizgi roman ve Macbeth hasreti çekermiş, sağolsun NTV tam zamanında müdahale etti de rahatladık.

Şakası bir yana, gerçekten de üzerinde durup düşünülmesi gereken bir durum bu. Bugüne kadar, farklı çevirilerle farklı yayınevlerinden çıkan Macbeth’lerin toplamda 30 bin sattığını hiç sanmıyorum. Çizgi roman derseniz, onların da baskı sayıları ortada, 30 bin baskıyı hayal bile edemez yayınevleri. Ne var ki, ikisi bir araya gelince ortaya meşhur “sinerji” çıkıyor; baskı üzerine baskı yapılıyor.

Bir tuhaflık var ama nerede? (more…)

 

Dans, dans, dans!

Filed under: Uncategorized — Jülide @ 10:38 pm

dansİnsanın, müzik dinlerken ritm tutmasının nörolojik bir sebebi olmalı. Kimi zaman kafa sallayarak, kimi zaman ayağımızı yere vurarak ya da alkışlayarak katılıyoruz dinlediğimiz müziğe. Ergenlerin beyninde hafıza modülünün ketlendiğini bilimsel olarak ispatlayarak pek çok ergeni yetişkinlerin hışmından kurtaran nörologların eminim bu konuyla da ilgili diyecekleri vardır, hatta demiş bile olabilirler.

Beyin kıvrımları ve sinapsları bir yana bırakıp, ritim tutma meselesine biraz daha yaklaştığımızda durum şenleniyor. Görüyoruz ki bazen müzikle birlikte, sadece kafa sallamak ya da ayağı yere vurmakla yetinmeyip tüm bedenlerini hareket ettirmeye başlıyor insanlar. Kollar havaya kalkıyor, alkışlamanın biçimi değişiyor, ayaklar yerden kesilip doğal bir metronoma dönüşüyor; insanlar dans ediyor. (more…)

 

Yazlık Sinema Yazısı

Filed under: Uncategorized — Jülide @ 10:37 pm

cingeneler_zamaniÇocukluğumdan hatırladığım iki açıkhava sineması var. Birincisi Nusaybin’de, ilkokul üçüncü sınıf öğrencisi olduğum zamanlardan. Apartmanımızın hemen yanında bir açıkhava sineması vardı. Yörenin mimari geleneğine uygun olarak bizim binanın da çatısı kapalı değildi. Gündüz yakıcı güneşin, geceleri pırıl pırıl aydınlık yıldızların altındaki bu geniş dam bizim asli oyun alanımızdı. Çocukluk, kalenderlik terbiyesini en fazla aldığımız zamanlar sanırım. Apartmandaki kalabalık çocuk grubu olarak, tüm gün, o dayanılmaz sıcağa aldırış etmeden bin türlü oyun icad eder, eve sadece ihtiyaç molaları için inerdik. Annelerimiz durumdan şikayetçi değillerdi herhalde; gözlerinin önünde olmasak bile en azından tepelerinde olduğumuzu biliyorlardı, yola çıkmıyorduk, araba altında kalma ihtimalimiz yoktu. Onlara göre tüm güvenlik önlemleri alındığına göre, ayaklarının altında dolaşmıyor olmamız yeterliydi. (more…)

 

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.